ERZURUM KÜLTÜR TURİZM G.S.K. DERNEĞİ
  Erzurum
 

E  R  Z  U  R  U  M

(ERZURUM ADININ KAYNAĞI, TARİHİ, COĞRAFYASI, 
TARİHİ VE TURİSTİK VARLIKLARI) 

       

  ERZURUM ADININ KAYNAĞI

                                                                                                   

Erzurum ilinin bulunduğu yerde ilk defa kimler tarafından yerleşildiği ve Erzurum kalesinin kesin olarak kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir.

 

Ancak, Roma istilasından önce, bugün Erzurum’un bulunduğu yerde Rumların değişik dönemlerde Karin, Karna, Garin, Karndi ve Kalkah isimli bir şehir kurdukları tarihi kaynaklara dayanılarak tespit edilmiştir.

 

Daha sonraları M.Ö.408- 450 yıllarında Bizans İmparatoru Teodosius, İran saldırılarına karşı Erzen şehrinin güney batısında yeni bir kale ile çevrili bir kale kurdurmuştur. Bu şehir Bizans İmparatorluğunun doğu bölgeleri komutanı olan Antonyus tarafından yaptırılmış ve şehre İmparatorun atfen Teodosiopolis denilmiştir.

 

Bizanslıların zayıfladığı bir dönemde şehre Armanyakus isminde bir bey sahip olmuş, bu beyin ölümünden sonra yerine Kali ismindeki karısı geçmiştir. Kali, şehri önemli ölçüde onararak, şehre Kalikale ismini vermiştir. (Arapçada bu isim ‘Kali’nin ihsanı’ anlamına gelmektedir.’

 

Çeşitli istilalardan sonra şehir, 651 yıllarında Arapların eline geçmiş ve Kalikale ismi tam anlamıyla yerleşmiştir. Bu dönemlerde Erzurum’un 16 km. batısında bulunan Karaz köyünün güneyinde etrafı iki sıra surlarla çevrili eski Arze (Azze) şehri bulunmaktaydı. Zamanla bu isim Erzurum olarak telaffuz edilmiş ve zamanımıza kadar gelmiştir.           

                                      

 

                                  

ERZURUM’UN TARİHİ

                    

                                   

Erzurum’un şehir olarak ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu kesin olarak bilinmemektedir. Ancak Erzurum’un jeopolitik konumu gereği, her zaman askeri bir üs görevi gördüğü kesindir.

 

Erzurum ve Pasinler Ovasında yapılan kazılarda bu yörenin M.Ö. 4000 yıllarına kadar uzanan ve Bakırtaş Çağı denilen Tunç Devrine ait kalıntılar ve 30’a yakın yerleşim yeri tespit edilmiştir.

 

Eski İmparatorluk devresinden sonra M.Ö. 3000- 700 tarihleri arasında Mezopotamya ve Güneydoğu Anadolu’ya hakim olan Sabur-Hurri ve Mitanni’ler, M.Ö. 2000 yıllarından sonra Huri egemenliğinin nihatetinde, Azzi ve Hayaşa Krallıkları ile Eti’ler arasındaki mücadelede şehir elden ele geçmiştir.

 

M.Ö. 900- 600 yıllarında Van’da egemenlik kuran Urartular, Erzurum’a da egemen oldular. M.Ö. 612’de Asurileri tarihten silen Med hükümdarlarından Kıyashar, Doğu Anadolu’yu işgal etmiş ve sınırlarına Erzurum’u da katmıştır. Daha sonra kurulan Satraplıklardan 18. Suda Satraplığı’nın Erzurum ve çevresindeki izleri belirgindir. M.Ö. 334 de başlayan Pers ve İskender İmparatorluğu yıkılır ve yöre sürekli olarak Selefküsler, Partlar ve Potuslar arasında el değiştirir.    

 

M.Ö. 1. Yüzyılda Roma İmparatorluğunun Doğu Anadolu’ya istilası sırasında Romalılar ile Partlar arasındaki savaşların çoğu Erzurum Ovasında geçmiştir. M.S. 3. Yüzyılda ise Romalılara üstünlük sağlayan Sasaniler Erzurum’a egemen oldular. M.S. 395 yılında Doğu Roma (Bizans) ın hissesine düşen Anadolu Bizanslılar ile Sasaniler arasındaki savaşlara sahne olmuştur. Bizanslılar sonuçta üstünlük sağlamışlardır. Bu üstünlük, İslam Halifesi Hz.Ömer’in Erzurum’u İslam-Arap egemenliğine katmasına kadar sürer. 651 yılında Habib İbni Mesleme komutasındaki Arap Orduları Erzurum’u ele geçirdiler. Ancak gerek Bizanslılar gerekse Araplar birbirine uzun süreli üstünlük sağlayamadılar. 1040 tarihinde Batı Türkistan’da yeni bir devlet kuran Selçuklular, İran’ı zapt ederek Bizans’a komşu oldular. Bizans’a karşı açılan savaşta Türk Ordularına komuta eden Yinanoğlu İbrahim ve Kutulmuş BEY’ler, Pasinler ovasında Bizans, Gürcü ve Ermeni Ordularından oluşan kuvvetli orduları yenerek üstünlük sağladılar. 1048- 1049 yıllarında ilk bölümde açıklandığı gibi, Karaz şehrini tahrip ve yağma ettiler. Daha sonraları Malazgirt savaşında büyük yararlılıklar gösteren Emir-Ahmet, Doğu Anadolu’nun tamamen Selçuk egemenliğine geçirilmesi için görevlendirildi. Bu komutan Kars, Erzurum ve Oltu’ yu fethederek yöredeki küçük Gürcü Beyliklerinin egemenliğine son verdi. 1080 yılında bölgede kurulan Saltukoğulları Beyliği 1202 yılına kadar devam etti.

 

Erzurum’da sırası ile şu Saltuk Beyleri hüküm sürdüler:

 

     1. Melik Ebul Kasım Saltuk     : 1071-1102      

     2. Melik Ali                            : 1102-1145

     3. Melik İzzettin                      : 1145-1174

     4. Melik Nasirettin  Mahmut     : 1174-1185

     5. Melikşah                            : 1185-1201

 

Bu dönemin en önemli olaylarından birisi, Gürcü Prensesi Tamara’nın Saltukoğulları’na karşı düzenlediği başarısız saldırılardır.

 

 

SELÇUKLULAR DEVRİNDE ERZURUM

 

 

Selçuklu Sultanı Ruknettin Süleyman Şah, 1222 yılında Erzurum’u Selçuklu Sultanlığına katınca, kardeşi Mugisettin Tuğrul Şah’ı Erzurum’un başına getirmiş, Tuğrul Şah 1225 yılına kadar Erzurum’da Melik Ünvanı ile hüküm sürmüştür. Kendi ölünce yerine 1225 yılında oğlu Ruknettin Cihan geçmiştir. Cihan Şah ancak 5 yıl kadar emirlikte kalmıştır. Celalettin Harzem Şah ile iş birliği kurduğu için Selçuklu Sultanı Alaattin Keykubat onun emirliğine son vererek, Erzurum ve çevresini kendi ülkesine katmıştır. Bu devirde Moğol istilasına kadar geçen sürede çok müreffeh bir hayatın yaşandığı tarihi bulgulardan anlaşılmaktadır. İran ve Anadolu arasındaki önemli ticaret yollarının kavşağında bulunan Erzurum, bu dönemde de Anadolu’nun en büyük şehirlerinden birisi haline gelmiştir.

 

 

İLHANLILAR DEVRİNDE ERZURUM

 

 

         1242 yılında Moğol Ordusu Erzurum’u ve Erzurum Kalesini kuşatmıştır. Şiddetli kuşatmaya dayanamayan halk ve Subaşı Sinaneddin Yakup, Moğollar tarafından katledildiler. Sağ kalan halk ise esir edilir. Bu tarihten itibaren 1335 yılına kadar Erzurum, İlhanlı Valileri tarafından yönetilmiş olup, bu tarihler içerisinde Erzurum’da çok önemli eserler yaptırılmıştır.

 

 

ELDEN ELE GEÇEN ERZURUM

 

 

1)TOGAYLAR: İlhanlı İmparatorluğunun 1335 yılında yıkılması üzerine, Erzurum’a önce Emir Hacı Togay hâkim olur. Onun kurmuş olduğu Togaylı hâkimiyeti oğlu Hasan zamanında da devam etti. Ancak bu devre 5 yılı geçememiştir.

 

2)ÇOBANLILAR: 1340 yılında bu defa Emir Çobanın torunu Şeyh Hasan Erzurum’da çobanlı hâkimiyeti kurdu. Bu egemenlik de ancak 18 yıl kadar sürdü.

 

3)ERATNALILAR: Erzurum, 1358 yılında Celalilerin Tebriz’i işgalinden sonra Çobanlıların elinden çıktı. Erzurum’da kesilen bir paranın Muhammet Bin Eratna adına olması 1360’dan sonra Erzurum Eratnalıların eline geçmiş olduğunu gösterir.

 

4)KARAKOYUNLULAR: Eratnalıların da hükümdarlığı uzun sürmedi. 1377’de Erzurum’un Karakoyunlular idaresine geçtiğini görüyoruz.

 

5)TİMURLULAR: Timur, 1389 yılında Erzurum’a ordusu ile gelip, şehri bir günde istila ederek yağmalattırmıştır. 1400- 1402 yıllarında iki kez daha şehirden geçmiş, her geçişinde şehirde önemli ölçüde zarar meydana getirmiştir. 1468 yılına kadar şehir tamamen Timur’a bağlı bulunan Karakoyunlu Valiler tarafından yönetilmiş, 1434 yılında Akkoyunlular Erzurum’u muhasara ederek şehri bir gün için geçici olarak aldılar. Şehirde kesin bir egemenlik korumayan Akkoyunlular tekrar Karakoyunlulara teslim ettiler.

 

6)ÇAĞATAYLILAR: Bu savaşın hemen arkasından Çağatay Ordusunun gelmesi üzerine, İskender Bey Osmanlılara sığındı. Çağatay Ordusunun komutanları şehrin çevresindeki cesetleri görünce burada ne denli bir kanlı savaşın meydana geldiğini anladılar. Çağataylıların çekilmesinden sonra, İskender Bey yine Erzurum’u istila etti. Karakoyunlu egemenliği 1469 yılında sona erdi.

 

7)AKKOYUNLULAR: Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan 1454 ve 1456 yıllarında Erzurum ve çevresine iki sefer düzenledi. 1458 ve 1466 yıllarında Gürcistan seferleri sırasında Erzurum’dan geçti. 1468 yılında Karakoyunlu ülkeleri ile birlikte Erzurum’da Akkoyunlular’ın eline geçti.

 

8)SAFAVİLER: Akkoyunluların hükmü Erzurum’da 30 yıl sürdü. 1502 yılında Safaviler şehri zaptettiler. Şehir 12 yılda Safaviler’in elinde kaldı.

 

 

 

OSMANLILAR DEVRİNDE ERZURUM

 

   

1514 yılında Yavuz Sultan Selim Çaldıran seferine çıktığı sırada Safavi Ordularını perişan etti. Bunun üzerine Erzurum’u yöneten Sevindük Han isimli bir bey, Osmanlılara sadakat göstermesi üzerine, Yavuz Sultan Selim Erzurum’a uğramadan yoluna devam etti. Sonra yerine geçen oğlu Kanuni Sultan Süleyman 1534 yılında Erzurum’a gelerek burasının Beylerbeyi yapılması için emir verdi. 1540 yılında ‘Erzurum Kararnamesi’ ile burası Beylerbeyi olur. Vergiler yeniden ayarlanır, toplumsal ilişkileri düzenleyici işler gerçekleştirilir. Sonunda savaşlar nedeniyle azalan nüfus artar. 300 yıllık mutlu ve sükûnetli Osmanlı Devletinin yıkılmaya yüz tutmasıyla yeniden kanlı savaşlara sahne olan şehir, Sultan Mahmut zamanında Ruslar tarafından işgal edilir. Edirne Antlaşması neticesinde Ruslar burayı boşaltırlar. Bu saldırılar sırasında Erzurum büyük tahribat görmüştür. Birçok tarihi eser ortadan kaybolur, birçoğu da Ruslar tarafından sökülerek götürülür. Sonuçta yeni Rus saldırılarına karşılık şehrin dış kalesinden sökülen taşlarla Erzurum’un doğusundaki ‘Aziziye, Mecidiye, Toprak ve Kiremitlik’ gibi hâkim tepelerde tabyalar inşa edilir. 

(1877- 1878) 93 HARBİNDE ERZURUM

Tarihimizde 93 harbi diye isimlendirilen 1877- 1878 Osmanlı-Rus savaşı, Erzurum tarihinde çok önemli bir yer tutmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu çöküş yıllarına rastlayan bu tarihte, Ruslar kuvvetli ordularıyla Erzurum’u işgal etmişlerdi. Düşmanı şehre sokmamaya yemin eden Erzurumlular, başlarında Orduları Komutanı Gazi Ahmet Muhtar Paşa bulunuyordu. Genç, ihtiyar, kadın, erkek demeden hep birlikte Aziziye Tabyaları’nda düşmanla göğüs göğse savaşarak destanlar yaratacak şekilde çarpışan Erzurum halkı ne çare ki devletten yardım gelmeyince Ruslara karşı Osmanlı Ordusu ile birlikte yenik düşmüşlerdir. Böylece şehir düşman tarafından işgal edilmiştir. Daha sonra Ruslarla yapılan Ayastefanos Antlaşması gereğince Ruslar şehirden çıkarılmıştır.

 

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINDA ERZURUM

 

Enver Paşa ve çevresindekilerin tutumları sonucu Osmanlı Devleti, birinci dünya savaşına girmiş oldu. Birçok cephede olduğu gibi doğu cephesinde de ordularımız Ruslara yenildi. 16 Şubat 1916’da Ruslar yine Erzurum’a girdiler. Bu arada Ruslar eskiden beri Türk Toplumuna kin besleyen Ermenilerle birlikte olarak halka zulüm ve eziyet etmeye başladılar. Ancak, Rusya’da ki Bolşevik ihtilalinin sonucu şehri boşaltarak geri çekildiler. Erzurum’un çilesi burada bitmedi. Uzun yıllar savaşan ve kuvvetlerini yitirerek zayıf düşen Erzurum, Türklüğün ve Türk Toplumunun baş düşmanı olan Ermeniler eline geçer. Ermeni çeteleri şehirde korumasız olan kadın-kız, yaşlı ve küçük çocuklara dünyada bir eşi daha görülmeyecek şekilde eziyet ve işkence ederler. Bu sızlamalara ancak 1918’de Kazım Karabekir Paşa Komutasındaki Türk Orduları ilaç gibi yetişir. Erzurum ve Doğu Anadolu’yu kurtarırlar.    

 

    

MİLLİ MÜCADELEDE ERZURUM

 

Milli Mücadele yıllarında Erzurum düşman istilasında olmamakla beraber, büyük devletlerin desteğindeki Ermeni militanları birçok entrikalar çevirmeye başlamışlardır. Türk Devletinin birçok cephede savaşta bulunması bu tehlikeyi daha da arttırıyordu. Bunun üzerine Erzurum’da ‘Vilayeti Şarkıyeyi Müdafa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti’ kuruldu (10 Mart 1919). Çevre illerde ilişki kuran bu cemiyet, Doğu Anadolu’nun ve yurdun kurtulması için savaş verdi. Daha sonra 19 Mayıs 1919 yılında Mustafa Kemal Samsun’a çıkarak Kurtuluş savaşını başlattı. Samsun’dan Amasya üzeri Erzurum’a gelen Mustafa Kemal Erzurum’da askerlikten istifa ederek 23 Temmuz 1919’da yapılan “Erzurum Kongresi” ne Erzurum delegesi olarak katıldı. Bu tarihte yapılan kongrede 14 ili savunmak ve mücadele için ilk sinyali veren şu kararlar alınmıştı:

    

1) Milli sınırlar içerisinde vatan bir bütündür, parçalanamaz.

 

      2) Manda ve himaye kabul edilmez.

 

      3) Osmanlı Hükümeti yurdu koruyamadığı takdirde, muvakkat bir hükümet kurulacaktır.

 

      4) Kuvayi Milliyeyi amil, Milli İradeyi hâkim kılmak esastır.

 

      5) Göç etmek katiyen yasaktır.

 

      6) Hıristiyan unsurlarla siyasi hâkimiyetimizi ve içtimai bünyemizi bozacak haklar verilemez.

 

      7) Şark Vilayetleri bir saldırıya karşı müşterek korunacaktır.

 

      8) İlmi, iktisadi ve Dini teşkilat kurulacaktır.

 

      9) Milli Meclisin toplanmasına, hükümetin yaptığı işlerin meclis tarafından kontrol edilmesine,

 

    10) Cemiyetin adının ‘Vilayet-i Şarkiye Müdafa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti’ olmasına karar verildi.

    

Kongre karalarının yürütülmesi ve tatbiki için Mustafa Kemal Paşa başkanlığında bir heyet (Temsil Heyeti) seçildi. Kongre, almış olduğu kararla Türk Milletinin Hürriyet ve İstiklalini bütün cihana haykırmış, Milli Mücadelenin öncüsü olmuştur.   

 

 

 

ERZURUM COĞRAFYASI

 

         Erzurum Merkez İlçesinin yüzölçümü 2982 Km2 dir. Yüksekliği 1950 m. olup,18 kazası ve 128 köyü bulunmaktadır. İl nüfusu 1.060.000’dir. Yüzölçümü 25066  Km2 dir.

                                                                                                                              

İLÇELERİ VE İL MERKEZİNE OLAN UZAKLIKLARI: Aşkale 53, Çat 52, Hınıs 144, Horasan 81, Ilıca 14, İspir 137, Karaçoban 182, Karayazı 120, Köprüköy 54, Narman 96, Oltu 124, Olur 159, Pasinler 37, Pazaryolu 117, Şenkaya 170, Tekman 145, Tortum 52, Uzundere ise 85 Km dir.

 

COĞRAFİ KONUMU VE HUDUTLARI: Erzurum ili Doğu Anadolu’nun Kuzeydoğu kesiminde 35- 55 derece enlem, 41- 16 derece boylamları arasında yer almaktadır. İlin kuzeyini Doğu Karadeniz bölgesinin iç kısımları, Güneyinde Doğu Anadolu’nun yukarı Fırat ve yukarı Murat bölümleri çevreler. İdari hudut bakımından kuzeyinde Rize ve Artvin, batısında Gümüşhane ve Erzincan, güneyinde Bingöl-Muş, doğusunda ise Kars ve Ağrı illeri yer almaktadır. İlin yüzölçümü, 25.066 Km2 dir. Türkiye’nin 4. büyük şehridir.

 

İKLİMİ: Erzurum ili, yurdumuzun ve Doğu Anadolu Bölgesinin en soğuk kesimi içerisinde yer almaktadır. Kasım ayı içerisinde yağmaya başlayan kar, don yüzünden nisan ayına kadar yerinde kalır. Erzurum’da yıllık ortalama nem oranı %63 dür.

 

BİTKİ ÖRTÜSÜ: Erzurum ilinin büyük kesimi step alanlarla kaplıdır. Ayrıca dağ yamaçları ve tepelerle meraların fakirliği dikkat çekicidir. Bu durum ise aşırı otlatmanın sonucu olmuştur. İlin kuzeyinde az da olsa ormanlık kesimlere rastlamak mümkündür. Sarıçam ve meşe toplulukları Oltu, Şenkaya ve Olur ilçelerinde önemli bir yoğunluk kazanır.

    

Erzurum ve çevresi genellikle yaylacılık ve yayla otlatmacılığı açısından büyük bir önem taşımaktadır. Daha yüksek plato ve steplerinin üzerinde ise dağ çayırları, alp otlakları yer alır.

 

AKARSULARI VE GÖLLER: Erzurum ili önemli bir sulama sahasını oluşturmaktadır. Doğu kesimi Aras nehri aracılığı ile sularını Hazar Denizine, kuzey kesimi Çoruh nehri vasıtasıyla sularını Karadeniz’e akıtmaktadır. İlin güney batısı Karasu Fırat nehrinin kaynağını oluşturmaktadır. Erzurum Ovasının Kuzey doğusundaki Dumlu Dağından çıkan Karasu, Fırat nehrinin iki büyük kolundan birisidir. Karasu’nun Erzurum havzasındaki besleme alanı 2500 m2 yi bulur. Serçeme çayını da içerisine alan bu besleme, sahasının batı sınırını Çağdariç köprüsü ile bağlar.

 

Erzurum göller açısından zengin değildir. Bölgenin en önemli gölü, Tortum çayı vadisinin Kemerli Dağından inen heyelan kütlesiyle kapanarak oluşan Tortum Gölü’dür.

 

Tortum Gölünün yüzölçümü yaklaşık 8 Km2 dir. Gölün hemen bitiminde 50 metre yükseklikteki Tortum Şelalesi başlar. 50 metreden düşen suların güneş ışınları ile birleşmesinden meydana gelen görüntüye doyum olmaz.  

   

                                                                                

TARİHİ VE TURİSTİK VARLIKLAR

 

Erzurum tarihi anıtlar bakımından çok zengindir. 1071 Malazgirt Savaşı’ndan sonra Türk egemenliği altına giren Erzurum’da Saltukoğulları, İlhanlılar ve Selçuk Oğulları önemli tarihi eserler bırakmışlardır. Bu tarihi anıtlar birer Şah-Eser niteliğine haizdirler.

 

  

SAAT KULESİ VE İÇ KALE: Kentde yer alan kalenin ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Kalenin varlığı milattan öncesine dayanmaktadır. Kale, XI. yüzyıldan itibaren Türklerin himayesine girmiştir. Saat Kulesi ve Kesik Kule adıyla da anılan Tepsi Minare, Erzurum’a hâkim konumda kurulmuş olan İç Kale’nin güneybatı burçlarında yükselir. Kısmen tahrip olmuş kitabesine göre, 1124- 1132 yıllarında Saltuklu Hükümdarı Emir Muzaffer GAZİ tarafından yaptırılmıştır. XII. yüzyıl ortalarından kaldığı sanılmaktadır. Minareye 1843 ve 1881 yıllarında da saat yerleştirilmiştir.

      

ÇİFTE MİNARELİ MEDRESE: 13.yüzyılın sonlarında İlhanlılar tarafından yaptırılmıştır. Anadolu Selçuklu Mimari Geleneğinde açık avlulu, iki katlı ve iki minareli eğitim kurumu, Anadolu’nun en büyük medresesidir.

 

 YAKUTİYE MEDRESESİ: Hoca Cemaleddin YAKUT tarafından M.S. 1310 yılında inşa edilmiştir. O dönemde yaptırılan 150 kadar medrese arasında mukarnas örtüsü ile ayrı bir yer işgal eder. İlhanlı döneminden günümüze kalan nadir eserlerden biridir. İslam Eserleri Müzesi olarak kullanılmaktadır.

  

LALAPAŞA CAMİİ: Merkezi bir kubbe ile örtülü klasik Osmanlı Camilerinin tipik bir örneğidir. Kıbrıs Fatihi olan Erzurum Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa tarafından 1562 yılında yaptırılmıştır. Camiyi, kesin bilinmemekle birlikte, Mimar Sinan’ın yaptığı söylenir. Eserin mimari özellikleri, buranın Mimar Sinan tarafından yapıldığını göstermektedir.

 

ULU CAMİİ (ATABEY CAMİİ): Bu caminin asıl adı Atabey camiidir. Anadolu halkı eski ve büyük camilere ‘Ulu Camii’ adını vermektedir. Bu nedenledir ki, Erzurum’un Atabey camisi Ulu Camii olarak zamanımıza kadar gelmiştir. Camii 1179 yılında Saltuk Oğulları tarafından yaptırılmıştır.

  

ÇOBANDEDE KÖPRÜSÜ: 1297- 1298 yıllarında İlhanlıların veziri Emir Çoban Salduz tarafından yaptırılmıştır. Aras Nehri üzerinde 7 kemer gözlü (Günümüze ancak 6 gözü ulaşabilmiştir) olarak inşa ettirilen önemli bir yapıttır. Koruma altına alındığından, kullanılmamaktadır.

    

RÜSTEMPAŞA BEDESTENİ: Kanuni Sultan Süleyman’ın Sadrazamı Rüstem Paşa tarafından yaptırılmıştır. Osmanlı mimarisinin özelliklerini taşıyan iki katlı bina halen çarşı olarak kullanılmaktadır. Çarşıda daha ziyade Oltu taşı satıcıları faaliyet göstermektedir.  

       

 

ÜÇ KÜMBETLER: Üç Kümbetlerden sekiz köşeli plan üzerine oturtulmuş olanın Saltuklu Devleti’nin kurucusu Emir Saltuk’a ait olduğu sanılmaktadır. Tamamen kesme taştan yapılmış olan diğer ikisini kimlerin yaptığı bilinmemektedir. Kümbetlerin genel olarak 13. yüzyıl sonu veya 14. yüzyıl başına ait oldukları kabul edilmektedir. Üç Kümbetler, Türklere ait diğer kümbetlere nazaran değişik planları, kullanılan malzeme ve süslemeleri açısından ayrı bir ter tutar.

     

Ayrıca Erzurum’da Karanlık Kümbet, Gümüşlü Kümbet, Cimcime Sultan Kümbeti, Rabiye Hatun Kümbeti, Ahi Baba Kümbeti ve Mehdi Abbas Kümbeti bulunmaktadır.

  

TABYALAR: Şehrin savunmasına yönelik inşa edilen savunma amaçlı tabyalar XIX. Yüzyıl yapılarıdır. Şehre doğudan, kuzeyden ve güneyden gelecek Rus saldırılarını önlemek amacıyla inşa edilmiştir. Doğudaki Mecidiye ve Aziziye tabyaları 93 Harbinin ( 1877- 78 Osmanlı- Rus Harbi) cereyan ettiği alandır. 21 adet tabyanın hepsi kesme taşla inşa edilmişlerdir. Süslemeleri yoktur. Büyük boyutlu yapılardır. Bunlardan Büyük ve Küçük Palandöken Tabyaları, yaklaşık 3000 m. rakımda inşa edilmiştir.

           

HAMAMLAR: Erzurum, geçmiş yıllarda hiçbir şekilde su sorunu bulunmayan bir şehir olduğu için, önemli ve tarihi hamamlara sahip olmuştur. Bunlar:

    

     1) Boyahane Hamamı …………….16. Yüzyıl

     2) Murat Paşa Hamamı……………15. Yüzyıl

     3) Kırkçeşme Hamamı…………….16. Yüzyıl

     4) Fuadiye Hamamı………………..16. Yüzyıl

     5) Lala Mustafa Paşa Hamamı……16. Yüzyıl

     6) Saray Hamamı…………………..18. Yüzyıl

     7) Çifte Göbek Hamamı…………...18. Yüzyıl

     8) Tahta Hamamı…………………..18. Yüzyıl

     9) Şeyhler Hamamı………………...18. Yüzyıl

    10) Gümrük Hamamı……………….18. Yüzyıl

    11) Hanım Hamamı…………………18. Yüzyıl 

   

ÇEŞMELER: Bazı çeşmeler mimari yapılarından dolayı tarihi eser olarak korunmaktadır. Üzerinde kitabesi bulunan çeşmelerin yapılış tarihi ve kimler tarafından yaptırıldığını tespit etmek mümkün olmuştur. Kitabeleriyle ünlü çeşmelerimizi şu şekilde sıralamak mümkündür.

 

1)      Akpınar Çeşmesi

2)      Bican Çeşmesi

3)      Cennetzade Çeşmesi

4)      Dört Güllü Çeşmesi

5)      Gümüşgöz Çeşmesi

6)      Gürcü Kapı Çeşmesi

7)      Yazıcızade Çeşmesi

8)      Cennet Çeşmesi

9)      Şabahane (Şafiiler) Çeşmesi

    10)    Tabakhane Çeşmesi

 

              

KAPLICALAR: Hasankale Kaplıcaları, Ilıca Kaplıcaları, Asboğa Çermiği, Akdağ Çermiği, Deli Çermik, Soğuk Çermik, Hölenk Çermiği, Hamzan Çermiği, Uzunahmet Çermiği.

 


DİĞER TARİHİ CAMİİLER

Murat Paşa Camii

Şehir merkezinde, bulunduğu mahalleye adını veren Murat Paşa Camii, yanındaki hamamla birlikte sur kapılarından Erzincan Kapısı civarındadır. Kitabesine göre 1573 tarihinde Sadrazam Kuyucu Murat Paşa tarafından yaptırılmıştır. Lala Paşa Camii’nden sonra Erzurum’daki ikinci Osmanlı camisidir. Yapı plan ve mimarı bakımından, şehrin kendisinden sonra inşa edilen tek kubbeli camilerine bir model oluşturmuştur. Caminin minaresi, doğusundaki Ahmediye Medresesi’nin minaresi ile ortaktır. Minare yakın zamanlarda onarılmıştır.

Gürcü Kapısı (Ali Ağa) Camii

Şehir merkezinde Gürcü Kapısı mevkiinde yer alır. Erzurum’da yeniçeri ocak ağalarından Kürkçü Ali Ağa tarafından 1608 yılında yaptırılmıştır. 1859 tarihinde önemli bir onarım geçiren cami, üç kubbeli son cemaat yeri ve tek kubbeyle örtülü ibadet mekânından oluşmaktadır. Cami plan, mimari ve süsleme özellikleriyle, diğer tek kubbeli Erzurum camilerinin tipik bir örneği konumundadır.

Caferiye Camii

Şehir merkezinde iç kale civarında Tebriz Kapı semtinde yer alır. Kitabesine göre 1645 yılında Ebubekir oğlu Hacı Cafer tarafından yaptırılan cami koyu kahve renkli kesme kamber taşı ve moloz taşlardan inşa edilmiştir. Kubbeyle örtülü caminin önünde dört sütuna oturan eğimli çatı ile örtülü bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Kuzeybatı köşede yer alan kısa gövdeli minare, Erzurum minareleri ile uygunluk içerisindedir. Caminin güneydoğu ve kuzeybatı köşelerinde duvar içlerindeki merdivenlerle kürsü ve mahfile çıkılmaktadır. Bölgesel etkilerin ağır bastığı duvar içlerinden kürsüye götüren bu tür merdivenlere başta Lala Paşa olmak üzere Erzurum’daki bazı camilerden başka Oltu-Arslan Paşa Camii’nde de rastlanmaktadır.

Boyahane Camii

Şehir merkezinde, bulunduğu mahalleye adını vermiş olan cami, yanındaki Boyahane Hamamı’nın bir kısmının cami haline getirilmesiyle 1566 yılında yaptırılmıştır.

Narmanlı Camii

Şehir merkezinde, Tebriz Kapı semtinde, Çifte Minareli Medrese’nin doğusunda yer alır. Kitabesine göre 1738 yılında Narmanlı Hacı Yusuf tarafından yaptırılmıştır. Önünde beş kubbeli son cemaat yeri bulunan Narmanlı Camii iç mekânı örten kubbesinin biraz daha büyük olması bakımından Erzurum’daki tek kubbeli camiler içerisinde en dikkat çekici olanıdır.

İbrahim Paşa Camii

Şehir merkezinde, Eski Hükümet Konağı’nın güneyinde yer alır. Kitabesine göre 1748 yılında Erzurum Valisi İbrahim Paşa tarafından yaptırılmıştır. Cami önünde üç kubbeli son cemaat yeri ve arkada ana mekânı örten kubbesi ile Erzurum’daki diğer tek kubbeli camilerle benzerlik gösterir. Beden duvarları diğer camilerden biraz yüksekçe tutulmuş olup, yapı düzgün kesme taş ile inşa edilmiştir. Cami, Erzurum’daki bazı camilere de model olmuş, ölçülü ve dengeli özellikler yansıtır.

Şeyhler Camii

Yanındaki medrese, hamam ve çeşme ile birlikte bir külliye bünyesinde yaptırılan cami, şehir merkezinde kendi adını verdiği mahallede yer alır. Kitabesi bulunmayan caminin yerinde önceden 1720 yılında tahta minareli bir mescit olduğu, Hatip Mehmet Efendi adında bir kişinin bu mescidi yıktırarak 1767 tarihinde bu camiyi yaptırdığı bilinmektedir. Cami üç gözlü son cemaat yeri ve tek kubbe ile örtülü iç mekândan oluşur. Caminin minaresinde kaide üstünde 1771 yılında yaptırılmış bir güneş saati bulunmaktadır.

Gümrük (Hacı Derviş) Camii

Şehir merkezinde, Kongre Meydanı’ndan Mahallebaşı’na giden cadde üzerindedir. Cami kitabesine göre 1718 yılında Hacı Bektaş oğlu Derviş Hacı İbrahim tarafından yaptırılmıştır. Plan tertibi bakımından Gürcü Kapısı, Cennetzade, İbrahim Paşa camileriyle benzerlik gösterir. Tamamen kesme taşlardan inşa edilen caminin iç mekânı tek kubbe ile örtülü olup, önünde üç gözlü bir son cemaat yeri yer alır. Minaresi yakın zamanlarda yenilenmiştir.

Derviş Ağa Camii

Şehir merkezinde Ayas Paşa’dan, Mahallebaşı’na giden yolun sağında türbe ile birlikte görülen camidir. 1718 yılında Hacı Derviş Ağa tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. 1736 yılında caminin banisi ölünce cami önünde yaptırılan türbeye gömülmüştür. 1845 yılında bir onarım geçiren cami mimari yönünden Bakırcı ve İbrahim Paşa camileriyle benzerlik gösterir. Cami, tek kubbe ile örtülü ibadet alanı ve üç gözlü son cemaat yerinden oluşmaktadır. Caminin inşasında kesme taş ve moloz taş kullanılmıştır.

Pervizoğlu Camii

Şehir merkezinde, Caferzade Mahallesi’nde yer alır. Vakfiyesine göre 1716 yılında Pervizoğlu Hacı Mehmed tarafından yaptırılmıştır. Yanında aynı adla anılan bir medrese ile birlikte küçük bir külliye içerisinde yer alan cami, tek kubbeli olup, üç gözlü son cemaat yerine sahiptir. Düzgün kesme taş ile inşa edilen yapı, oldukça küçük ölçülerde, son derece uyumlu oranlara sahiptir.

Cennetzade Cami

Şehir merkezinde Aşağı Yoncalık Mahallesi’nde, taş ambarların güneyinde bulunmaktadır. Vakıf kayıtlarına göre 1786 yılında, İsmail adlı bir kişi tarafından yaptırılmıştır. Dıştan piramidal bir çatı ile kaplanan kubbe ile örtülen caminin, üç gözlü bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Cami moloz taş ve kesme taş ile inşa edilmiş olup, sade bir görünüme sahiptir.

Kurşunlu (Fevziye-Şeyhülislam) Camii

Erzurum Kalesi’nin eteğinde, yanındaki aynı adla anılan medrese ile birlikte yaptırılmış tek kubbeli bir camidir. Kitabesine göre 1700 yılında, Şeyhülislam Feyzullah Efendi tarafından yaptırılmıştır. Düzgün kesme taş ile inşa edilen cami üç gözlü son cemaat yerine sahip olup, tek kubbe ile örtülüdür. Oldukça sade bir yapıdır. .

Ayas Paşa Camii

Şehir merkezinde, Ayas Paşa Mahallesi’nde yer alır. Dört duvar üzerine üç gözlü son cemaat yeri ve ibadet alanından meydana gelen cami 1545-1549 tarihleri arasında Erzurum’da Beylerbeyi olan Ayas Paşa tarafından yaptırılmıştır. Ahşap sütunlara oturan son cemaat yeri ve içten ahşap, dıştan toprak dam örtülü ibadet mekânından oluşan cami, bu yönüyle, diğer toprak damlı Erzurum camilerine de benzemektedir.

Gürcü Mehmet Paşa Camii

Şehir merkezinde, Sultan Melik Mahallesi’nde yer almaktadır. Saltukoğullarından Sultan Melik tarafından yaptırılan eski mescidin harap olması üzerine, 1648 tarihinde Gürcü Mehmet Paşa tarafından yeniden yaptırılmıştır. Bugünkü cami moloz taş duvarlar üzerine toprak dam örtülüdür. Önünde altı ahşap sütuna oturan düz damlı bir son cemaat yeri vardır.

Kasım Paşa Camii

Şehir merkezinde yer alır. Kitabesinden 1667 yılında, Kasım Paşa tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Dört ahşap sütunun taşıdığı son cemaat yerine sahip cami düz toprak damlı camilerden olup, oldukça sade bir yapıdır.

Esat Paşa Camii

Şehir merkezinde iç kalenin güney-batısında yer alır. Kitabesine göre 1853 yılında Erzurum Valisi Esat Muhlis Paşa tarafından yaptırılmıştır. Şehre hâkim bir tepe üzerinde yer alan caminin son cemaat yeri ahşap direklere oturan eğimli bir çatı, ibadet alanı ise düz toprak dam ile örtülüdür. Cami yapıldığı dönemin ampir üslup özelliklerini yansıtır.

Kemhan Camii

Şehir merkezinde yer alan caminin, 1654 yılında Hacı Bünyad Efendi tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. 1811 yılında Kemhanzade Ahmet Ağa tarafından onartılan cami, düz damla örtülü olup, Erzurum camilerinin en eskilerinden biri olarak bilinir.

Köse Ömer Ağa Camii

Şehir merkezinde, adını verdiği mahallede yer almaktadır. Kitabesine göre 1771 yılında Ömer Ağa’nın babası tarafından yaptırılan eski cami genişletilerek yenilenmiştir. Cami, önünde yedi ahşap sütuna oturan düz toprak dam örtülü basit bir yapıdır.

 

 
  Bugün 1 ziyaretçi  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
CopyRight(c)Suat Kılınboz-Muhammet Erözkan
CopyRight(c)Tüm Hakları Saklıdır