ERZURUM KÜLTÜR TURİZM G.S.K. DERNEĞİ
  Meslek Dalları
 

MESLEK DALLARI

Saraçlar: Koşum, eğer takımlarıyla benzeri malzemeyi yapıp satan kimselere "saraç" denirdi. Erzurum'da eskiden saraçlık da çok rağbet gören bir meslek dalı idi. Binek atlarının koşum takımları, "serhatlık" denilen ve bele bağlanan "tabaka, bıçak, çakmak vb. araçların konulduğu" meşin kemerler, pazubentler, tabanca kılıfları hep saraçlar tarafından imal edilirdi. Saraçlığı besleyen meslek kollarından biri olan faytonculuğun da ortadan kalkmış olması, bu sanat kolunu büyük ölçüde etkilemiştir. Saraciye malzemesinin sürümü azalmış, köylüler, at arabacıları ve yarış atı sahipleri dışında alış-veriş yapan kalmamıştır.

 

Kazazlar(Gazezler): Kazaz; ham ipek işleyen, ipeği ibrişim haline getiren kimseye denilmektedir. Erzurum'da, teşbih dizen, imame başlığım ipek iplik veya sırma ile ören, kamçının ipek ipliğini ağlayan esnafa verilen addı. Erzurumlular "kazaz" kelimesini "gazez" olarak telaffuz ederlerdi. Oldukça revaçta olan bir meslekti. Erzurum'da tesbih; şükür ve Allah'a hamd etme aracı olması yanında bir süs ve ziynet eşyası olarak da büyük ilgi görmekteydi. Kazazlık bundan dolayı revaç bulmuştu. Çin'den, Yemen'den, Hac'dan gelen kıymetli taşlar, sedefler, mercanlar kazazın eli değince daha da değer kazanıyorlardı. Günümüzde kazazlık da unutulan meslekler arasında yer almıştır. Ancak Rüstem Paşa Bedesteni'ndeki birkaç dükkânla, Eski Bit Pazarı'ndaki bir dükkânda Oltu taşından teşbih yapıldığı bilinmektedir.

 

Nalbantlar: Koşu hayvanlarının nallanmasında zorunluluk vardı. Hal böyle olunca Erzurum' da  nalbantlık gözde mesleklerden biri olmuştu. Demirciler çarşısında bulunan küçük kilisenin civan nalbant dükkanlarınm yoğun olduğu yerdi. Taşımacılığın temel güç kaynağı olan at, öküz, katır ve merkeplerin nal ve mıh (çivi) imalatı nalbant dükkânlarında yapılırdı. İmalat yanında dükkân önünde bulunan tezgâhlarda hayvanların nallanması işlemi de yürütülürdü. Hayvan gücünün yerini motor gücünün alması, nalbantlık mesleğinin önemini kaybetmesine sebep oldu.

 

Abacılar: Erzurum ve çevresinin giyim-kuşam ihtiyacım karşılayan abacılar, sadece zığva, yelek ve gazeki (ceket) dikerlerdi. Zığvalar ekseri lacivert renkli çuha Kumaştan yapılırdı. Tortum köylerindeki tezgâhlarda dokunan ve halk arasında "Tortum şalı" denen yün kumaştan da yapıldığı olurdu. Abacı esnafı ustalık ve marifetim en çok gazeki (ceket)de gösterir, kumaş üzerini motifle işler, motiflerde görülen noksanlık hoş karşılanmazdı. Cumhuriyet döneminde görülen teknik ilerleme, kıyafet devrimleri, sosyal hayatta görülen değişmeler abacı esnafım önemli ölçüde etkiledi. Büyük bir kısmı mesleği terk etti, yenisi yetişmedi. Kalanlarda bir müddet pantolon, kadı biçimi zığva dikerek yaşamlarım devam ettirdiler. Bir müddet sonra onlar da göçüp gittiler.

 

Tandırcılar: Eskiden de Erzurum'da tandırcılara ait bir çarşı, pazar, dükkân, tezgâh yoktu. Tandırcılar, kırmızı tandır toprağım uzaklardan arabalarla getirirler, ailece tandır yapımı ile uğraşırlardı. Tandırcı tandırı, sattığı evin damına yerleştirdikten sonra parasını teslim alırdı. Çünkü tandırı taşımak ve yerine yerleştirmek oldukça külfetli bir işti. Kırılma ve parçalanma riski de yüksekti. Tandırcı, tecrübesi ve ustalığı sayesinde bu riski asgariye indirirdi.

Sabunhaneler ve Sabuncular: Erzurum'da bundan 40- 50 yıl öncesine kadar ilkel usullerle çalışan iki sabunhane vardı. Sabunhanelerde dilimlenerek kazanlara doldurulan içyağı, gerekli katkı maddeleri katıldıktan sonra iyice kaynatılır, sonra boş havuzlara aktarılırdı. Havuzlarda dondurulduktan sonra kesilerek sabunhanenin damı üzerinde bulunan ahşap sergilere dizilerek kurutulur, kurutma işlemi tamamlanınca da satışa arz edilirdi. Teknolojinin gelişmesi, temiz ve kaliteli sabunların en modern tesislerde imal edilmesi, Erzurum'da ilkel usullerle yapılan sabunculuğun da sonunu getirdi.

 

Marancılar: Erzurum'da terk edilmiş sanatlardan biri de marancılıktır. italyanca'da Marangone; ağaç işleri ile uğraşan ve ağaçtan çeşitli eşyalar yapan sanatkâr demektir. Bu kelime Türkçe'ye daha sonraları "marangoz" olarak yerleşmiştir. Erzurum'da kağnı arabasının tekerine "maran", bunu yapana ise "marancı" denir. Günümüzde marancılık kaybolmuş sanatlar arasında yer almaktadır.

Dabakhaneler ve Dabaklar: Dabaklık, çiftçilik gibi insanoğlunun ilkmesleklerinden sayılır. Dabaklann pirlerinin Hz.Adem'e, şeyhlerinin Ahi Evran'a dayandığı görüşü Erzurum'da da yaygındır. Bundan dolayı Dabağlar şeyhi, aynı zamanda bütün esnafın şeyhi sayılırdı. Bugünkü anlamı ile dabağlar şeyhi, esnaf derneklerinin başkanıydı. Gelişen sanayimiz deri ve kösele imal eden modern fabrikaların kurulmasını da gerçekleştirmiş oldu. Durum böyle olunca; hayvancılık memleketi olan Erzurum'un derileri işlenmek üzere büyük şehirlerdeki bu fabrikalara gönderilmeye başlandı. Erzurum'da dabaklık mesleği ile ilgili olarak hatırda kalan tek şey; "Dabak, sevdiği deriyi yerden yere vurur." sözüdür.

 

Çakmakçılar: Erzurum'da çakmakçılığın bir meslek haline gelmesi benzinli döneme rastlar, ilk çakmaklar depolu, taşlı, pamuk fitilli olanlardı. Bu çakmaklara sonraları değişik şekiller verilerek; "ibrik biçiminde", "cep saati biçiminde" ve diğer başka şekillerde imalatı sürdürülmüştür. Zamanla fabrikasyon çakmaklar piyasada çoğalınca; çakmakçılık mesleği önemini yitirmiş, unutulan meslek dalları arasında yerini almıştır. Günümüzde çeşitli semtlerde çakmak tamiri yapan küçük işyerlerine rastlamak mümkündür. Fakat Erzurum'da son zamanlarda çakmak imalatı tamamen durmuş, çakmakçılık bir meslek dalı olmaktan çıkmıştır.

Culfalar: Erzurum'da "ehram" denilen, yünden yapılmış çarşaf türü örtüyü dokuyanlara "culfa" denirdi. Çulha; dokumacı, el tezgahmda kumaş dokuyan, culeh ise, fakirlerin giydikleri çul veya kaba dokuma kumaşa denir. İhram; Arapça bir isim olup haremden gelir. Kadınların örtündüğü örtü veya hacıların Kâbe' yi tavaf için Mekke'de örtünmeye mecbur oldukları dikişsiz bürgüye denir. Erzurum halkı arasında ihram, "ehram" olarak kullanılır. Culfalar sokağa diktikleri 80- 90 santim boyundaki üç beş demir çubuğa ellerindeki iplik yumağını gerer, desenleri örgü örgü işleyerek, bir baştan öbür uca gider, gelirlerdi. Ehramın boy iplikleri, demir çubuklar arasında ayarlanır, sonra dükkândaki tezgâhta dokunurdu. Tamamen koyunyününden yapılan ehramlar, beyaz, şekeri boz veya kırmızı yünden imal edilirdi. Beyaz ehramlar, kendinden desenli veya çiçekli olur, renklilerde çiçekler veya motifler farklı renkte iplikle işlenirdi Ehramların kendine özgü dokunuşları vardır. Kordon, kişmiş dalı, pirinç deni, reyhan dalı, ceviz kanadı, hanımeli belli başlı dokuma örnekleridir. Culfalar, iplik tartısını yumurta ile yaparlardı. Dört yumurtanın ağırlığına bir "tuğt" denir, dört "tuğttan bir ehram yapılabilirdi. Ehram dokutacak kadının ipliği alınırken ve dokunduktan sonra teslim edilirken yumurtalı tartı sistemi uygulanırdı. Ehram Erzurum' da yaşlı kadınların, köylerde ise bütün kadınların sokak giysisi idi. Bugün bazı yaşlı kadınlar dışında, ehramı sokak giysisi olarak kullanan kadın sayısı çok sınırlıdır.

 

Kavaflar: Kavaflar çarşısında; sarı pabuççular, mesçiler, sandaletçiler, saraçlar, abacılar, dikiciler, çevirmeciler sanat ve mesleklerini sürdürürlerdi. Şimdiki "Dernek ve Cemiyet Başkanı" karşılığındaki "Esnaf Şeyhi", yanında "Yiğit Basışı" olduğu halde zaman zaman çarşıyı dolaşır, esnafın dert ve dileklerini dinlerdi. Esnaf Şeyhi, teftiş ve denetleme yetkisine de sahipti. Örneğin; öküz köselesinden yapılması gereken bir san pabucun altı, at derisinden yapılmışsa, pabuç ortadan yırtılır, diğer esnafa ibret olsun diye dükkânın köşesine asılır, kontrolü de Yiğitbaşına bırakılırdı. Kavaf esnafından mesçiler sadece mes yapar kavafiyenin diğer bölümlerine el sürmezlerdi. Meslerin; tabanlı, kısa boğazlı (çaprazlı), dizleme olmak üzere üç çeşidi vardı. Günümüzde Kavaflar Çarşısi'nda meslerin, yemenilerin, şart pabuçların yerini, çeşitli türden ayakkabılar, tokyolar, lastik ve naylon cinsinden spor ayakkabıları almıştır. Çarşının bir bölümüne de tenekeci ve sobacılar yerleşmişlerdir. Çıyrıkçılar (Çıkrıkçılar) "Çıkrık" kelimesinin Anadolu'daki genel adı yanında Erzurum'da "çıyrık" olarak kullanılan bir şekli daha vardır. Çocuklar yürümeye başlayınca elleri ile tutup sürdükleri, tekerlekli dolaşım aracına Erzurum'da "çıyrık", bunu yapanlara da "çıyrıkçı" denir. Çıyrıkçılar, çıyrık dışında fırfırik (topaç), merdane, oklava, teşi gibi araç gereçler de yaparlardı. Eskiden çıyrıkçılann iş yerleri daha çok Tebrizkapı ve Ulucami civarında bulunmaktaydı.

Faytoncular (Paytoncular): Faytonculuk eskiden Erzurum'da gözde mesleklerden biriydi. Motorlu taşıtların çoğalması en büyük darbeyi faytonculuk mesleğine vurmuş, bu mesleğin önemini ortadan kaldırmıştır Fayton Erzurum'a son Rus işgali sırasında gelmiştir. Ruslar makam arabası olarak kullandıkları faytonları işgalden sonra Erzurum'da bırakıp gitmişlerdir. Daha sonra yenileri de yapılarak çoğalmış ve şehiriçi taşımacılıkta kullanılmaya başlanmıştır. Faytonculuğun Erzurum'da orijinal taraflarından biri de kış aylarında yolcu taşımak için kullanılan ve "zanka" ismi verilen kızakların kullanılmasıydı. Zankaların içinde soba bile yakılırdı.

Fayton arabaları saraç, marangoz ve demirci ustaları tarafından müştereken
yapılırdı. Saraç kısmında; körük, aba minderleri, iç döşeme, marangoz kısmında; sandık, koltuk, gergi ağacı, demir kısmında ise; alt yastık, üst yastık, şomi, bağlar, üst yaylar, alt yaylar, horoz, çark gibi parçalar bulunurdu. Fayton atinin koşum malzemesi başlık, terbiye, gömlek, hamut, dişle kayışı gibi malzemelerden oluşmaktaydı. Faytoncular atın bakımına da özel bir ihtimam gösterirlerdi. At yorgunken yem ve su verilmez, su verilen atlar en az bir saat dinlendirilirdi. Atlar günde ortalama sekiz saat çalıştırılır, bunun dışındaki zaman yemlenmeşine ve dinlenmesine ayrılırdı. Günümüzde Erzurum'da halen turistlere hizmet veren tek bir fayton kalmıştır.

 

Mutaflar: Erzurum'da keçi kılından yapılan malzemeye "mutafiye", yapana da "mutaf denir. Bundan 50- 60 yıl öncesine kadar Erzurum'da çok revaçta olan mutaflık, bugün artık önemini yitirmiş, terk edilmiş sanatlar arasında yerini almıştır. Önceleri Türk ordusunun büyük bir bölümü atlı birliklerden oluşuyordu. Ordunun yem torbası, gebre denilen tımara yarayan kıl torba, çulu kolanı (kayışı) Erzurum esnafindan alıyor, ticari hayatın canlanmasma önemli katkılarda bulunuluyordu. Sanayileşme sonucu atlı birliklerin lağvedilmesi, mutaflık mesleğinin de sonunu getirmiştir.

 

Çarıkçılar: Çarık insanoğlunun ayağını taştan, topraktan, dikenden koruyan ilk ayak giysisi olsa gerek. Teknoloji gelişinceye kadar Anadolu insanı da asırlarca çarık giymiştir. Tacirler uzun yolları çarıklı aştılar, çiftçiler sabanlarının ve kotanlarının peşinde çarıkla yürüdüler. Hal böyle olunca, geçmiş yıllarda nüfusun çoğunluğu rençber olan Anadolu insanının giyim ihtiyacını karşılamak için ortaya çıkan çarıkçılık, bir meslek halini aldı. Ancak zaman içinde fabrikaların çok uygun fiyata "kara lastik" imal etmesi ve piyasaya sürmesi çarıkçılık mesleğinin sonunu hazırlamış oldu.

 

Berberler: Geçmişte Erzurum'da hatırı sayılan mesleklerden biri de berberlikti. Berberlerin başta gelen görevlerinden biri fes kalıbı yapmaktı. Berber dükkânlarında, ayakkabı kalıbı gibi, ağaçtan fes kalıpları vardı. Fes, büyüklüğüne göre bu kalıplardan birine
konulur, birkaç gün kalıpta kaldıktan sonra gerekli düzeltmeler yapıldıktan sonra sahibine iade edilirdi. Berberlerin asli görevlerinden biri de diş çekmekti. Berber aynı zamanda dişçi demekti.

Her berberde mutlaka bir kerpeten bulunurdu. Çocukların innağını (emceğini) tedavi etme görevi de berberlerindi. Başın üst kısmı çocuklarda yumuşak olur. Yörede buna "innağ" veya "emcek" denir. Yumuşaklıktan dolayı İnnağın aşağı inmesi çocuğa rahatsızlık verir ve nefes almasını güçleştirir. Çocuğu rahatlatmak için berber, yumurtanın beyazı ile çeiş ununu karıştırıp önceden traş ettiği innağın üstüne ham bezle yapıştırır. Birkaç güne kalmaz çocuk rahatlar. Çok yakın bir zamana kadar sarılık tedavisi de berberler tarafından yapılmaktaydı. Üzerinde iplik bulunan dikiş iğnesi üst dudağın altındaki damardan geçirilir, damarda kalan iplik sağa sola hareket ettirilerek kan akması sağlanırdı. Diğer bir tedavi şekli de parmak uçlarından kan almaktı. Her iki tedavi yönteminde kanatılan yere sonradan tuz basılırdı. Sülükle çeşitli hastalıkların tedavi edilmesi de berberlerin görevleri arasındaydı. Sülük, bataklıklarda bulunan, kan emen, siyah veya yeşil renkte solucana benzeyen bir böcektir. Romatizma, varis, baş ağrısı, sırt ağrısı gibi hastalıkların tedavisi için ağrıyan yere sülük bırakılırdı. Ağrıyan yerin kanını emen sülük o anda veya birkaç gün sonra ölürdü. Sünnetçilik de berberlerin göreviydi. Sünnet sırasında tedavi için sünnet tozu kullanılırdı. Sünnet daha çok ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinde yapılırdı. Saçkıran tedavisinde ilk başvurulan yerler berberlerdi. Saçın döküldüğü yer önce ustura ile kazınır, üzeri elbise telesi ile silindikten sonra sirke asidi sürülürdü. Tuz ve sarımsağın karıştırılarak saçkıran bölgesine sürülmesi diğer bir tedavi yöntemidir. Yüzde ustura yarası, kıl dönmesi, ekzama, uyuz gibi hastalıkların tedavisi de çoğu kez berberler tarafından yapılmaktaydı. Berber dükkânları aynı zamanda sosyal hayatın önemli bir parçasıydı. Çeşitli fıkralar, hatıralar, sohbetler bu dükkânlarda anlatılır,
şaka ve nükteler eksik olmazdı. Tıraş sırasında müşteri yüzünü kestirmemek için susmak zorunda kalır, daha çok konuşan berber olurdu. Bu bakımdan berberler yörede daha çok "hoş sohbet kişiler" olarak bilinmektedir. Eskiden asker tıraşı diğer tıraşlardan oldukça farklıydı. Askerin tepesi mutlaka usturaya vurulurdu. Başın yan kısımları ise makine ile traş edilirdi.

 

Keçeciler: Keçe; köy odalarının, ahır sekilerinin sergisi, sürü otlatan çobanın da yorganı döşeğidir. Süvari binek hayvanlarının eğer altı (ter alıcı aracı) olan keçe, bir zamanlar soğuk günlerde çizme olarak da kullanılmıştır. Günümüzde sadece çobanlar "kebe" olarak keçe kullanmaya devam etmektedirler. Yakın zamana kadar Erzurum'da, keçeciler Kevelciler Çarşısi'nda kevelcilerle yan yana çalışırlardı. Keçeciler, hazırladıkları yün yumaklarını geceleri hamama götürerek göbek taşında ayaklarıyla iyice çiğnerlerdi. Geceleri müşteriye kapanan hamam keçecilere verilir, onlar sabaha kadar yünü ayaklarıyla teperek keçe haline getirirlerdi. Halı ve kilim yerine kullanılan keçelerin göbeğine çeşitli motifler koymak, kenarlarını işlemek usta keçecilerin işiydi. Devrini kapayan keçe, keçeciliği de beraberindegötürmüştür.

 

Purutçular: Saksı, çanak, çömlek cinsinden araçlara "purut", bunları imal edenlere de "purutçu" denmesi su biriktirmedeki benzerlikten kaynaklanmış olabilir. Pür denilen alçıtaşından oluşan çukurların ortasında biriken su birikintilerine yörede "pür gölleri" denilmektedir. Erzurum çevresinde söylenen "Purutçu çanakları gibi dizilip durmayın." Sözü geçmişte purutçuluğun yörede bir meslek dalı olduğunu gösteriyor

 

Semerciler: Erzurum'da eskiden semercilik kazanç getiren mesleklerden biriydi. Çevre il ve
ilçelerde yaşayan halk, at, eşek ve katırların semer ihtiyacını Erzurum'dan temin ederlerdi. Önceleri yirmiye yakın tezgâh varken günümüzde bu sayı ikiye düşmüştür. Onlar da mesleklerini terk etmek üzereler.

 

Bıçakçılar: Bıçakçılık, Erzurum'da da ilgi gören mesleklerden biriydi. Bıçakçı esnafı bıçak, hançer, kama, kılıç yapardı. İş yerleri daha çok Gülahmet civarında idi. Kesici ve vurucu aletlerin yasaklanmasından sonra, bıçakçılar yalnız çakı ve ekmek bıçağı yapmak zorunda kaldılar. Bu da kazançlarının azalmasına ve zamanla, iş yerlerinin kapanmasına sebep oldu. Günümüzde daha çok "çakıcı" diye isimlendirilen bıçakçıların sayısı oldukça sınırlıdır.

 

Kevelciler: Kışın çok şiddetli soğukların görüldüğü Erzurum'da en çok rağbet edilen ısınma aracı keveldi. Mahalle bekçisinden posta katarına kadar herkes kar, tipi ve soğuktan keveli sayesinde korunurdu. Atlı ve öküzlü kızaklarla köyden şehre gelen köylüler, kevele sarılarak yolculuk yaparlardı. Kevel yapanlara "kevelci" denirdi. Kevelci, kevel imalinde koyun derisi kullanırdı. Yüzülmüş koyun derisi tuzlandıktan sonra basit yöntemlerle tabaklanır, sonra derinin tüylü yüzü içe getirilmek suretiyle geniş palto biçiminde dikilirdi. Dış yüzüne de kırmızı bir boya sürülerek güzel bir görünüm kazandırılmaya çalışılırdı. Önceleri kevelcilerin bulunduğu cadde, günümüzde aynı adı devam ettirmekle birlikte kevelcilerin yerini başka esnaf grupları almıştır.

Hasırcılar: Kurumuş bitki saplarından, saz gövdelerinden veya saplarından örülmüş, genellikle taban döşemesi, bazen duvar ve tavan kaplaması olarak kullanılan bir cins ot kilime Anadolu'nun birçok yöresinde olduğu gibi, Erzurum'da da "hasır" denir. Eskiden Erzurum ova köylerinin geçim kaynaklarından biri de hasırcılıktı. "Sazlık" adı verilen bataklıklardan toplanan çiller (kamışlar), köy kadınları tarafından hasır dokunurdu.

 

Takımcılar: Kuyumcu; altın ve gümüşten mamul takılar yapar, takımcılar ise oltu taşı, yasemin, zeytin ve benzeri maddelerden tesbih, ağızlık, tabaka gibi takımları yaparlardı. Bu araçların hepsi birden takımı oluşturduğundan, bunları yapanlara "takımcı" denirdi. İyi bir ağızlık sahibi olmak isteyen, önce takımcıya ağızlığı ısmarlar, sonra kuyumcuya götürerek sigaranın takıldığı yere "kozluk" tabir edilen altın çerçeve taktırır, gerekirse üzerine marka işlettirirdi. Takımcılar, bir bakıma kuyumcuların yardımcı kolları idi.

 

 
  Bugün 1 ziyaretçi  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
CopyRight(c)Suat Kılınboz-Muhammet Erözkan
CopyRight(c)Tüm Hakları Saklıdır